Şehir hayatinin sizi hizli tuketim maddesi olarak gormesi beni rahatsiz etti acikcasi. Bağli olduğun toplumun bir getirisi olsa gerek. Diyelim ki Ankara da servisle evinize donerken servis otobusunun mazot kokusu ve yaninizdaki hanimefendinin alimliliği ile kafaniz biraz dağildi ve birden kendinizi varolusi sorgularken buldunuz (her nasılsa!). Biran gozlerinizi kapattiniz ve o an bulundugunuz yerde sizden baska kimsenin olmadigini düşlediniz. O ne guzel bir duygudur bir bilseniz. Anlik yanlizliklar hep yasadiğimiz hic dusunmedigimiz, hatta farketmedigimiz olgudur. Bazen gecenin bir yarısı uyanıp düşünürsünüz bazen de böyle olmadık anlarda. İşte o anların tadını çıkarın!
Çünkü çevreniz hiçlikle sarilmistir. Çok kalabalik bir hiçlik. Neden varolduğunu bilmediginiz bir kalabalik. İçinde aslında evrensel açıdan hiçbir işe yaramayan biz. Hadi neyse biraz daha amaç değil de araç olarak ele alalım kendimizi. İşte o an duygular işin içine girer ve tanım değişir. O fiziksel kütle olan isan nefret olur, sevgi ve boşluk olur. İşte o boşluklar entrikalarla duygu karmaşasına dönüşür. Araç olarak vazifemizi yerine getirir ömrümüzü tüketip ekosistemdeki yerimizi alırız (amaca döndüm yine).
Neyse bunları mazide bırakalım. Tarih olsun. Geçmişte kalsın. Artık düşünmeyelim ve önümüze bakalım. Notlar alındı.
Efendim geçmişi çok mu seviyorsunuz? O anlara çok mu değer veriyorsunuz? Geride bırakamaz mısınız?