Yok

Şu an ne yaşıyorsun diyecek olursanız ben de anlatamam tam anlamıyla. Vivaldi'nin four season'ı ile Bethoven'ın moonlight sonata'sını aynı anda hissedebiliyorum. İçim coşkuyla yıkılıyor, parçalanıyor. Buna yeniden doğuş diyebilir miyiz? Hayır. Peki çöküş? Muhtemelen. Koca bir imparatorluğun yıkılışını yavaşça izler gibi, sevdiğiniz güzel şeylerin eriyip gitmesi yada ölümün nefesi ve çaresizliği gibi...
Hisler geçmişe büründüğünde ağırlaşır, sönük bir sayfada büyük bir iz bırakır. Sonraki sayfalar temiz olamaz artık. Olmayacaktır. Bu çöküşe katılmış yoğun duygular, ağırlaşan geçmiş, olmayacak bir gelecek ve çok derin bir ümitsizlik. Geceyi hiç bu kadar yoğun içimde hissetmemiştim. Gece, ben ve karanlık bir bütünüz!

Sonu gelmeyen bir film geçiyor aklımdan
Kopuyor keyifsiz bir yerinde
Seyri bozuyor ve kaçırıyor keyfi belki, ama
Sana hiçliği armağan ediyor aslında
Ya da hepsini...

Derin, çok derinlerde



Sanılarım sandığım anlarım olmaktan çıkmıştı artık. Kendimden bir parçayı kesip koparmayı en son ne zaman istemiştim? Uzak durmanın acısı ne zaman bu denli ağırlaşmıştı ve alışkanlıklarım ne zaman bana savaş açmıştı? Sorular eksikmiyor ki cevap bulmaya zamanım olsun. Soruların bunaltısı ve ağırlıklarının verdiği hızla mırıldanarak düşüyorum dibe doğru. Dudaklarımda bir sürü isim, aklımda suretler... Hey sen! Bunaltıyorsun beni! Sözlerim, kelimelerim ve şiirlerim yetersizse bu kadar ifadesizce kalmama, olmasın bari hiçbiri benimle kaybolsun arka sokaklarımda. İnsanlar sosyal varlıklardır diyenlere inat soyut bir varlık haline gelesim var...