Karanlık

106-year-old Armenian Woman guards home, 1990Bu aralar içinde bulunduğum durum, ileride belki geri dönüp baktığımda çok abarttığımı düşüneceğim küçük bir sorun, ama şu an dünyamı karartan bir yoğunluk aklımda. Hiç olmadığı kadar melankolik, ümitsiz ve depresif bir hal içindeyim. "Kendini toparla" diyenlere inat daha fazla dağılıyorum. Saçma hayallere dalıp kendimi için için ağlarken buluyorum. Ve soruyorum acaba hayat yanlız oldukça anlamını koruyabilir mi? Acaba kendini kaybettiğini düşündüğün anda elini tutan o kişinin sana verdiği umut duygusu ne kadar anlamlıdır? Varlık içinde hiçlik, sevgi içinde umutsuzluk, kıymet içinde açgözlülük hakim ruhuma. Biliyorum ki şu an istediklerim olsa bile bunun sonrası yine mutsuzluk olacak benim için. İşte bu paradoks ve sonsuz döngü çılgınlığı kafamda sanki hiçbir mevcudiyetim yokmuşçasına beni meşgul ediyor. Ben oysa ne güzel hayalleri olan biriydim daha bir ay öncesine kadar. Yaşanılan güzellikler kabusa dönerken ben de geleceğe yönelik planlarımı umarsızca yeniliyor, siliyor ve tekrar yapıyorum. Acı bir deneyim hamlayan duygularım için. Ne yapacağını bilememek üzer insanı. Saçma yollara ve konumlara düşürür. Acizliği hissettirir. İştahı keser ruhu köreltir. Vücuda zararı ruh halinden ötürü yüksek olur. Bişey istemez canın. Rutinin bozulur. Sen bozulursun. Zamandır ilacı belki ama işte budur zamanın hiç geçmek bilmediği karanlık anlar. Sabretmeyi kendinize öğretmeniz gereken dayanılmaz anlar...

Kafamdaki orman

Kozadan çıktıktan sonra kelebeğin kozasına ne kadar arzuyla dönmek istediğini biliyor musunuz? Hiç. Hiçbir arzusu olmaz kelebeğin. Çünkü yeni bir dünya keşfetmiştir özgür olduğu. Hayallerini tatmıştır. Peki neden dönmek istesin ki sadece gözlerini kapatıp hayal kuracağı o daracık kozaya. Dönmedi, yapamadı kelebek... Peki şimdi hayaller nereye kadar yaşanacak, nerede bitecektir? O riske elindekilerini feda etmeğe değer midir? Hayatı basit bir şans oyunundan ayıran nedir?... Yasak elma tadında, ancak bir o kadar da kafa kurcalayan sorular beynini yerken bedeni de yıpranacak elbette. Bir günlük ömrünün dolmasına yakın düşünecek: Adem acaba o lezzetli elmayı yediğine pişman olmuş mudur? 

Peki ben... ben, uzun lafın kısası çıkmazdayım. Bu konuda motivasyonum tam. Dolayısıyla depresif hareketler içinde volta atıyorum. İlla ki duygular gerçekliğe hitap emeyecek, beynim hislerime yenik düşecek. İçimdeki ben, aklıma meydan okuyup saçmalıklara yol açacak. Ancak şu an farkedildiği üzere bu paragrafta aklım yerine gelmiş ve klavyeyi ele geçirmiş durumda. Ama biliyorum ki o da bi sonraki kapıda beni, kendini alıkoyamayıp anlamsız karakterlerin esiri olacak...

En nihayetinde o kelebek kısa bir süre içinde ölecek. İçimden "bırakın özgürce ölsün" demek geliyor, ama, ama demeden kendimi alıkoyamıyorum...

Şu an melankolik aromalı alkolik olasım var!

Psikoz atak



Bu aralar pek parlak fikirlerim var. Yarışmalara katılıp derece yapacak kadar güveniyorum kendime. Sonra ne mi olacak? Elbette bir insan dunyayı kurtaracak kadar on planda olmayi istemez. Bencil kavrama sadık kalarak kendimi kurtarma peşindeyim. Para kazanma iç-dürtüsünün maddesel
yansıması sergilediklerim. Çok mu şey istiyorum? Evet. Ne yazik ki köyümde yaşayıp kendimi geçindirecek kadar çalışmayı isteyen biri olmadım, olamadım. Çünkü toplumum ve onun çekirdeği olan ailem bunu hiç istemedi. Bu arzuyla hiç tanışamadım. Hep daha fazlası vardı önümde, hep daha fazla hedef konuldu önüme, hep daha fazlası kulağıma fılısdandı... Olması gerekenden fazlası istenildi benden. Sen "bu" olacaksın denildi. Televizyonlar, radyolar, büyükler, küçükler  hep "neden daha iyisi senin olmasin ki" dedi. Ama daha iyisi neydi ki? Öyle ya da böyle, ama güzel bir şekilde içimizdeki aç canavarları yarattılar. Hiç doymayan, gerekmeyeni arzulayan, kıymet bilmeyen ve vermeyen yeni nesilleri ortaya çıkardılar. Ayrımı bilmezken yakınımızdakileri etiketler olduk. Sevgiyi tam bilemeden önyargılarımızla "değer"i azından vermeyi, kendimizi "ağırdan" satmayı öğrendik. Gösterdik ama elletmedik. Ancak bilmiyorduk ki ellenilmeyen aslında insan tarafımızdı.

Bazen diyorum o köyünde yaşayan huzurlu, saf, temiz, çalışkan, seven insan olsam... Ama malesef "globalleşen"hayatımızın çirkin tadı oraları da esir almakta. Kurtuluş yolunu artık bulamamaktayım.