Anne

Şimdi hatırladım da küçükken taşa oturursak karnımız ağrır, belimiz açıkta uyursak çocuğumuz olmaz, ayağımız çıplak gezerdsek cırcır olur, bağrımız açıkta dolaşırsak hasta olurduk... Bu öğretileri bir Jedi ustalığıyla terliğini kullanabilen ve gerçekten telekinetik özelliğiyle maddeleri hareket ettiremese de bizi misafirlikte istediği şekile sokabilen annelerimizden öğrendik. Yıllar geçtikçe bu öğretilerden uzaklaştık, istemesek te eskiden olan kahramansı bağlılığımızı yitirdik o kadına, özümüzü bize kazandıranı biz görmezden gelmeye başladık... olmadı... Çoğu zaman bu ihmalkarlığım için kendime kızsamda, aradaki mesafelerin aslında hiçbirşey anlam ifade etmeden kendimi, annemin dizinde bulabileceğimin güveni, beni uzaklara öteledi farkında olmadan. Elimde olanın kıymeti kıymetten sayılmadığından benliğimdeki anne kavramı da uzaklaştı benden. Özlüyorum, ama özlemi eyleme geçirmiyorum. Asıl olanı ikincil planda bekletiyorum her zamanki gibi. Zaman geçiyor. Kendi yüzümden okuyabiliyorum ne kadar zaman geçtiğini ve artık o ben değilim ben sanki. Artık ötelemeye, önemli olanı cebimde saklamaya vaktim yok. Biraz çaba ve tutarlılıkla kalbimdeki tozlanmış değerlerin tozunu güzelce alıp gözümün önündeki vitrinde titizlikle sergilemenin vaktidir. Boşa harcayacak değerlerim ve vakitlerim çoktan tükendi...

No comments:

Post a Comment