Bu aralar pek parlak fikirlerim var. Yarışmalara katılıp derece yapacak kadar güveniyorum kendime. Sonra ne mi olacak? Elbette bir insan dunyayı kurtaracak kadar on planda olmayi istemez. Bencil kavrama sadık kalarak kendimi kurtarma peşindeyim. Para kazanma iç-dürtüsünün maddesel
yansıması sergilediklerim. Çok mu şey istiyorum? Evet. Ne yazik ki köyümde yaşayıp kendimi geçindirecek kadar çalışmayı isteyen biri olmadım, olamadım. Çünkü toplumum ve onun çekirdeği olan ailem bunu hiç istemedi. Bu arzuyla hiç tanışamadım. Hep daha fazlası vardı önümde, hep daha fazla hedef konuldu önüme, hep daha fazlası kulağıma fılısdandı... Olması gerekenden fazlası istenildi benden. Sen "bu" olacaksın denildi. Televizyonlar, radyolar, büyükler, küçükler hep "neden daha iyisi senin olmasin ki" dedi. Ama daha iyisi neydi ki? Öyle ya da böyle, ama güzel bir şekilde içimizdeki aç canavarları yarattılar. Hiç doymayan, gerekmeyeni arzulayan, kıymet bilmeyen ve vermeyen yeni nesilleri ortaya çıkardılar. Ayrımı bilmezken yakınımızdakileri etiketler olduk. Sevgiyi tam bilemeden önyargılarımızla "değer"i azından vermeyi, kendimizi "ağırdan" satmayı öğrendik. Gösterdik ama elletmedik. Ancak bilmiyorduk ki ellenilmeyen aslında insan tarafımızdı.
Bazen diyorum o köyünde yaşayan huzurlu, saf, temiz, çalışkan, seven insan olsam... Ama malesef "globalleşen"hayatımızın çirkin tadı oraları da esir almakta. Kurtuluş yolunu artık bulamamaktayım.
No comments:
Post a Comment