Bu aralar içinde bulunduğum durum, ileride belki geri dönüp baktığımda çok abarttığımı düşüneceğim küçük bir sorun, ama şu an dünyamı karartan bir yoğunluk aklımda. Hiç olmadığı kadar melankolik, ümitsiz ve depresif bir hal içindeyim. "Kendini toparla" diyenlere inat daha fazla dağılıyorum. Saçma hayallere dalıp kendimi için için ağlarken buluyorum. Ve soruyorum acaba hayat yanlız oldukça anlamını koruyabilir mi? Acaba kendini kaybettiğini düşündüğün anda elini tutan o kişinin sana verdiği umut duygusu ne kadar anlamlıdır? Varlık içinde hiçlik, sevgi içinde umutsuzluk, kıymet içinde açgözlülük hakim ruhuma. Biliyorum ki şu an istediklerim olsa bile bunun sonrası yine mutsuzluk olacak benim için. İşte bu paradoks ve sonsuz döngü çılgınlığı kafamda sanki hiçbir mevcudiyetim yokmuşçasına beni meşgul ediyor. Ben oysa ne güzel hayalleri olan biriydim daha bir ay öncesine kadar. Yaşanılan güzellikler kabusa dönerken ben de geleceğe yönelik planlarımı umarsızca yeniliyor, siliyor ve tekrar yapıyorum. Acı bir deneyim hamlayan duygularım için. Ne yapacağını bilememek üzer insanı. Saçma yollara ve konumlara düşürür. Acizliği hissettirir. İştahı keser ruhu köreltir. Vücuda zararı ruh halinden ötürü yüksek olur. Bişey istemez canın. Rutinin bozulur. Sen bozulursun. Zamandır ilacı belki ama işte budur zamanın hiç geçmek bilmediği karanlık anlar. Sabretmeyi kendinize öğretmeniz gereken dayanılmaz anlar...
No comments:
Post a Comment