Kozadan çıktıktan sonra kelebeğin kozasına ne kadar arzuyla dönmek istediğini biliyor musunuz? Hiç. Hiçbir arzusu olmaz kelebeğin. Çünkü yeni bir dünya keşfetmiştir özgür olduğu. Hayallerini tatmıştır. Peki neden dönmek istesin ki sadece gözlerini kapatıp hayal kuracağı o daracık kozaya. Dönmedi, yapamadı kelebek... Peki şimdi hayaller nereye kadar yaşanacak, nerede bitecektir? O riske elindekilerini feda etmeğe değer midir? Hayatı basit bir şans oyunundan ayıran nedir?... Yasak elma tadında, ancak bir o kadar da kafa kurcalayan sorular beynini yerken bedeni de yıpranacak elbette. Bir günlük ömrünün dolmasına yakın düşünecek: Adem acaba o lezzetli elmayı yediğine pişman olmuş mudur?
Peki ben... ben, uzun lafın kısası çıkmazdayım. Bu konuda motivasyonum tam. Dolayısıyla depresif hareketler içinde volta atıyorum. İlla ki duygular gerçekliğe hitap emeyecek, beynim hislerime yenik düşecek. İçimdeki ben, aklıma meydan okuyup saçmalıklara yol açacak. Ancak şu an farkedildiği üzere bu paragrafta aklım yerine gelmiş ve klavyeyi ele geçirmiş durumda. Ama biliyorum ki o da bi sonraki kapıda beni, kendini alıkoyamayıp anlamsız karakterlerin esiri olacak...
En nihayetinde o kelebek kısa bir süre içinde ölecek. İçimden "bırakın özgürce ölsün" demek geliyor, ama, ama demeden kendimi alıkoyamıyorum...
Şu an melankolik aromalı alkolik olasım var!

No comments:
Post a Comment